Budin ve Peşte..Buda ve Peşt..Bir nehrin ayırdığı 2 şehir..Meşhur Zincir Köprü ile birbirine bağlanan bu 2 şehrin tamamı, 1873 yılında Budapeşte olarak anılmaya başlanıyor.
Bizim Budapeşte ile yolumuz balayındaki Sziget planımız ile kesişti. Öncesinde Prag – Viyana rotasını tamamlayıp buraya geldik.
ULAŞIM
Havalimanından:
1. Minibud ile: Havalimanının kendi özel servis hizmeti. Ücreti 17.5 Euro’dan başlayıp 6 Euro’ya kadar değişebiliyor kişi sayısına göre (2019).
2. Toplu taşıma ile: 200E ve 100E olarak 2 seçenek mevcut. 200E’ye normal toplu taşıma bileti vb ile binerken; 100E için shuttle bileti almanız gerekiyor. 200E çok merkezi bir noktaya götürmediği için 100E’yi seçebilirsiniz. Sizi şehir merkezindeki 3 merkezi noktadaki metro duraklarına götürüyor: Kalvin Ter (M3, M4), Deak Ferenc Ter (M1, M2, M3) ve Astoria M (M2).
3. Tren ile: Önce 200E ile en yakındaki Ferihegy tren istasyonuna geçmek gerekiyor. Bu nedenle şehir merkezine ulaşım için kullanışlı bir yol değil.
Keleti Tren İstasyonundan:
M2 ile Deak Ferenc Ter’e ulaşıp buradan hareket edebilirsiniz.
Nepliget Otobüs Durağından:
10 dk.lık bir yürüyüş sonrası M3 ile Deak Ferenc Ter’e ulaşıp buradan hareket edebilirsiniz.
Kelenföld Tren İstasyonundan:
M4 ile Kalvin Ter’e ulaşıp buradan hareket edebilirsiniz.
Bizim konaklama yerimiz Sziget Festival alanıydı, detaylı Sziget yazımıza da buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz🧐
Araştırmalarımız sonucu konaklama önerilerimiz;
– Baroque Hostel
– Ibis Centrum
– Ibıs Styles
– Mercure Hotel
– Netizen Hotel/Hostel
– Meininger Budapest Great Market Hall
YEME – İÇME
Yeme içme ihtiyaçlarımızın çoğunu festival alanında karşıladığımız için şehir içinde nadiren bir şeyler yedik.
– Zoo Cafe: Bir kahve, bir tatlı, birkaç küçük dost eşliğinde vakit geçirebileceğiniz bir ortam. Bu küçük dostlar isterseniz tavşan, isterseniz kaplumbağa isterseniz de iguana olur. Kediler her yerde zaten. Tatlı bir ortam mevcut ama küçük dostlarımızı yormamak için kısa kısa oynamakta fayda var.
– Szimpla Kert: Adı Macarcada “Harabe Pub” anlamına gelen bu mekan turistlerin geceleri en çok geldiği yer. İlk olarak rahat bir ortamda uygun fiyata içki bulunabilmesi için açılmış. Şimdi hem etkinliklere hem yeme-içmeye hizmet ediyor. Pazarları çiftçilerin ve yerel satıcıların getirdikleri taze ürünlerle brunch da veriliyor, kişi başı 5000 HUF (2020 için).
– Kollazs: Four Seasons Hotel’deki pastane ve bar. Lüks ve güzel bir hizmet sunuyorlar. Kahve ve tatlı için seçilebilir.
– For Sale Pub: Dünyanın yer fıstığını gönül rahatlığıyla yiyip üstüne de çooook lezzetli bir gulaşı mideye indirebileceğiniz pub. Salaş bir ortamı var. Naschmarkt’ın hemen karşısında.
Langosh ve körtöskalacs de gulaş dışındaki diğer yerel tatları. Langosh, büyük boy pişi aslında, malzemeler ise kumpir mantığında çeşit çeşit 😬 Körtöskalacs ise trdelnik gibi, hamur tatlısı. Bu tatları da dönmeden denemeyi unutmayın 🎈
Gündüzleri şehirde, geceleri festivalde geçen çılgın bir 5 gündü 😬🥳
Gelelim 5 günün detaylarına..
Gezilecek Yerler
(*** Görmeye vaktimiz olmayanlar)
(Şehri gezmek için Budapest Card kullanabilirsiniz.)
– Buda Kalesi – Füniküler için çıkış çok keyifli, en son SADECE HUF olarak ödeme kabul ediliyordu.
(((Kaledeki tüm yerlerle ilgili tarih ve fiyat bilgilerine buraya tıklayarak ve sonrasında “Buildings” kısmından tek tek binaları seçerek ulaşabilirsiniz.)))
– Balıkçı Tabyası – Ek ücretli ancak akşam 8 ve sabah 9 arasında giriş ücretsiz!
– Matthias Kilisesi
– Parlamento Binası
– Zincir Köprü
– Budapeşte Merkez Hali
– Kahramanlar Meydanı
– Citadella, Gellert Tepesi ve mağarası
– Dohany Sokağı Sinagogu *** – Avrupa’nın en büyük sinagogu ve Neolog Yahudiliği’nin merkezi.
– Şehir parkı ve Vajdahunyad Kalesi – Kale, Dracula efsanesinin ve filmlerinin temeli olarak da düşünülüyor. Avluyu gezmek ücretsiz, müze kısmı ücretli. Aralık ayında kalede Christmas Market kuruluyor.
– Szechenyi Termal
– Tuna kıyısındaki ayakkabılar
– Terör Evi Müzesi *** – Macaristan’daki faşist ve komünist dönemle ilgili sergiler ve o dönemin kurbanlarıyla ilgili bir anıt var.
– Aziz Stefan Bazilikası ***
– Vaci Utca – Budapeşte’nin en ünlü caddesi
– Budapest Eye *** – London Eye’in Budapeşte versiyonu.
– Hospital in the rock *** – İkinci Dünya Savaşı’na hazırlanmak için 1930’larda Budapeşte’deki Buda Kalesi’nin altındaki mağaralarda oluşturulan bir hastane.
– Miniversum *** – Miniatürk gibi diyebiliriz.
Batthyany Ter durağı Parlamento Binası için en güzel manzara noktası 🙂
Gezinizi konaklama yerinize yakın bir noktadan başlatabilirsiniz. Budapeşte gezmesi kolay bir şehir. Gezinizin bir gününü Buda bir gününü Peşt tarafına ayırabilirsiniz. Szechenyi termali erken açılıyor, erkenden gidip yarım gününüzü oraya ayırmanızı öneririz 😎
Budapeşte ile ilgili anlatacaklarımız şimdilik bu kadar. Burada geçirdiğimiz 5 günü çok sevdik ve dolu dolu geçirmeye çalıştık. Yine de yeniden gidilecekler listemizde yerini aldı. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere.
Balayı rotamızdaki en uyguna konakladığımız oteli önereceğiz size hem rotamızdaki en pahalı ülkede hem de 5 yıldızlı 😅
Fleming’s Selection Hotel Wien-City bizim tercihimiz olmuştu. Konumu oldukça iyi, Rathaus tarafında. Metro istasyonuna (U2 hattı) 250 mt mesafede. Otel ve Stephansplatz arası yürüyerek 20, metro ile (U2+U3) 10 dk.
Otel oldukça temiz ve sakin, odalar yüksek tavanlı ve çok ferah. Ütü ve ütü masası da mevcut. Kahvaltı dahil olmadığı için yorum yapamayacağız ancak genelde konaklayanların yorumları memnun kaldıkları yönünde.
Diğer konaklama önerilerimiz:
Ibis Budget Wien Messe
Meininger Hotel Wien Downtown Franz
Christopher’s Inn
Leonardo Hotel Wien Hauptbahnhof
a&o Wien Hauptbahnhof
YEME – İÇME
Az vaktimiz olduğu için az yer denedik ama öz yer denedik diyebiliriz 😄
– Figlmüller: Viyana’nın en meşhurlarından, kapısındaki kuyruğu görünce de anlayabiliyorsunuz. Enes “Schnitzelwirt”te de yemişti önceden, bu nedenle kendisinin de onayıyla hala en iyi Figlmüller bizim için 🎉
Schnitzeli dana eti, tavuk eti veya domuz etiyle hazırlanmış olarak isteyebilirsiniz. Wiener Schnitzel’in asıl çıkışı dana eti ile yapılarak olmuş ⬆️ Vee gerçekten de bu hali baya iyi 😎
Bildiğimiz kadarıyla Wollzeile’deki asıl mekana rezervasyonsuz almıyorlar. Ancak sonradan açılan Bäckerstraße’deki mekana kapıda sıra bekleyerek girebiliyorsunuz. Bäckerstraße’ye de rezervasyon kabul ediyorlar. Yolunuz Viyana’ya düştüğünde Figlmüller’in çok katlı olan şubesine (Bäckerstraße) giderseniz daha kolay yer bulabilirsiniz yani🎈
– Cafe Sperl: 1880 yılında yapılmış ve 1995’te Before Sunrise filminde de yer almış ödüllü bir cafe. Tarihi ve şık. Sakin bir bölgede. Sperl adında özel bir tatlıları da var.
Kahvaltı için peynirli omlet, kruvasan, elmalı strudel ve latte istedik. Hepsi lezzetliydi.
– Cafe Sacher Wien: Hotel Sacher’in girişinde bulunan bu cafede meşhur sachertorte’yi deneyebilirsiniz. Burada hala Franz Sacher’in 16 yaşında yazdığı tarif ile yapılıyor.
– Schnitzelwirt: Schnitzel için önerebileceğimiz diğer adres. Her ne kadar bir Figlmüller olmasa da birkaç gün Viyana’da olacaklar için bir alternatif olabilir.
GEZİLECEK YERLER
(*** işaretli olanlar gezmediklerimiz)
– Stephansplatz
– Karlsplatz
– Museumsquartier
– Innere Stadt
– Aziz Stephan Katedrali
– St. Peter Kilisesi
– Karl Kilisesi
– Belvedere Sarayı
– Schönbrunn Sarayı ***
– Hofburg İmparatorluk Sarayı
– Albertina Müzesi ***
– Viyana Belediye Binası (Rathaus)
– Hundertwasser Evi
– Mariahilfer Caddesi (Viyana’nın en büyük alışveriş caddelerinden)
– Naschmarkt (Viyana’nın meşhur pazarı) ***
– Prater (Viyana’nın dev dönme dolabının bulunduğu park) ***
– Stadtpark (65bin metrekarelik park) ***
Viyana turumuzu 36 saatte yaptığımız için örnek olması adına buyrunuz rotamız;
Prag’tan tren ile Wien Hauptbahnhof’a vardık. Önce U1 metro ile Stephansplatz, U3 ile Volkstheater ve U2 ile Rathaus’a ulaşım sağladık. Otele (Fleming’s Selection Hotel Wien-City) yürüyüş 5 dk civarında. Odamıza yerleştikten sonra kendimizi dışarı attık.
İlk durak yemek için Figlmüller oldu. Musmutlu midelerimizi alıp Landstraßer Hauptstraße üzerinden Hundertwasser Evi‘ne devam ettik. Yürüyüş süresi 20-25 dk.
Hundertwasser Evi, tasarımı Avusturyalı sanatçı Friedensreich Hundertwasser tarafından yapılmış olan bir apartman aslında ama mimarisi oldukça ilgi çekici. Apartman halen kullanılmakta bu nedenle girip gezilebilen bir yapı değil ancak dışarıdan bol bol inceleyip fotoğraf çekmek mümkün. Rengarenk halini yakalamak ve fotoğraflamak istiyorsanız güneşin daha dik konumdaki halini tercih edebilirsiniz. Binanın etrafı tahmininizden daha dar, bu nedenle açı yakalamak için hareket alanı kısıtlı, en iyisi güneşin açısını yakalamak ☀️ Biz akşamüstü oradaydık biraz zorlandık 🙈 Hemen karşıdaki Hundertwasser Village‘ın da içini gezip, hediyelik eşyalara bir göz atıp Albertina Müzesine doğru yürüyüşe geçtik. Yürüyüş 30 dk civarı sürüyor.
Albertina Müzesi içerisinde 65.000’den fazla çizim, farklı tekniklerle yapılmış bir milyondan fazla baskı eseri ve grafik çalışmalarından oluşan bir koleksiyon barındıran yaklaşık 250 yıldır hizmet veren bir müze.16 Euro (2019 fiyatı) giriş ücretli. 3 bölümden oluşan büyükçe bir müze olduğu için vakit kısıtlılığımız nedeniyle gezmedik. Albertinaplatz‘ı ve Burggarten‘ı gezip Stephansplatz’a gittik. İlk durak St. Stephan Katedrali. Oldukça eski (1147 yılında yapılmış) ve etkileyici bir yapı özellikle de çatı kısmı. Içerisi de bir o kadar güzel ve Duomo di Milano’ya benziyor. Buradan St. Peter Kilisesini gezmeye gittik. Yol üzerinde ve kilise içerisinde müzik bizi karşıladı 😍 Yürüyüşümüze devam edip Hofburg Imparatorluk Sarayı’nın olduğu meydanda küçük bir mola veriyoruz. In Der Burg üzerinden yani sarayın iç bahçesi üzerinden geçerek sarayın devamının ve Viyana Kongre Merkezi‘nin olduğu meydana çıkıp Volksgarten‘a gittik. Günü Säulenhalle‘de gitar dinletisi ile batırdık. Rathaus‘ta “Film Festivali”ne denk geldik. (25 yıldan fazladır Rathaus’ta yaz aylarında yapılıyor festival, gün batımı ile etkinlikler başlıyor, gece yarısına kadar devam ediyor. Yüksek kalitedeki müzikallere yer verilen festivalde dünya mutfağının olduğu yemek standları da gece yarısına kadar hizmet veriyor. Festivale katılım ise ücretsiz.) Biraz da orada vakit geçirip dinlenmek üzere otele geçtik.
Budapeşte’ye geçeceğimiz ertesi sabah ise kahvaltı için soluğu Cafe Sperl’de aldık. Museumsquartier ve Mariahilfer Caddesi’ni de bu arada görme şansımız oldu. Kahvaltımızı yapıp yine mutlu midelerle gezmeye koyulduk. İlk durak Karl Kilisesi, ikinci durak ise Belvedere Sarayı oldu. Karlsplatz’tan D Wien Absberggasse tramvayı ile Belvedere Sarayı’na gidebilirsiniz. Quartier Belvedere’de inip yürüyerek saraya ulaşılıyor. Ya da 71 no.lu Zinnergasse otobüsü ile Untere Belvedere’de inip yürüyebilirsiniz. Saray ve özellikle bahçesi oldukça güzel. Sadece Upper Belvedere (sarayın kendisi) için 16 Euro, Upper ve Lower Belvedere birlikte 22 Euro (2019 fiyatı) giriş ücretli.
Burayı da bitirdikten sonra koşarak valizleri alıp Flixbus’a yetiştik ve Budapeşte’ye doğru yola çıktık. Bir daha yolumuz düşer mi bilinmez tabi ki ama şimdilik Viyana’da soluduğumuz hava, gezdiğimiz sokaklar yeterli oldu 😇
Bizim için en özel şehirlerden birinde sıra. İlk 2016 yılı Nisan’ında gittik, ikinci kez ise 2018 yılı Ağustos’unda balayı rotamızın ilk durağıydı 🤗
Prag, Orta Avrupa’nın en büyüleyici şehirlerinden bize göre. İlkbaharda ve yazın görme şansımız oldu, bu iki tatilimizin derlemesi olarak gezi rehberimizi sunacağız size, keyifli okumalar 🎈
Gotik mimarisinin içinde sıcak bir şehir Prag. Siyasi tarihi ve gelişimi kısmen yeni olan bu ülkenin güzel şehri, gerek tarihi gerek doğası gerekse de yakın çevresi ile bizlere güzel manzaralar sunuyor.
ULAŞIM
Prag gezimize Vaclav Havel Havalimanına vararak başlıyoruz. Merkeze ulaşım için otobüs veya tren kullanabilirsiniz.
Belediye otobüsü ile (daha ekonomik) : Terminalden çıktığınızda hemen önünden kalkan 119 numaralı otobüse binebilirsiniz. Veleslavin Tren İstasyonu’nun orada Metro A girişinde indiriyor otobüs. Kalış noktanıza göre Metro A’dan rahatlıkla B ve C’ye geçiş yapabilirsiniz. 90 dakikalık bilet almanız yeterli olacaktır otobüse binerken.
Havalimanı Shuttle’ı ile: Terminalden çıktığınızda hemen önünden kalkan shuttle’a da binebilirsiniz. Shuttle, şehirle bağlantınızı Metro C üzerinden sağlayacak. Metro için ayrı bilet almanız gerekeceğini unutmayın.
Metroya yakın olduğunuz sürece birçok noktada konaklayabilirsiniz. Nehrin eski şehre ev sahipliği yapan tarafında kalmanız daha merkezi bir konaklama sağlayacaktır. Yürüyüş mesafesinde de olabilmek açısından yakınında konaklayabileceğiniz duraklar (her iki yaka için) Malostranska, Mustek, Namesti Republiky, Florenc, Hlavni Nadrazi, Muzeum ve I.P.Pavlova.
Biz iki gidişimizde de Royal Court Hotel’de kaldık. Çatı katı oda tercih ettik. Asansör mevcut, eşyaları taşırken sorun yaşamıyorsunuz. Personeli, temizliği, konumu, konforu hepsi geçer not alır 😍 Kahvaltısı çok tatmin edici. Küçük bir spa odaları da var. Ilk gittiğimizde kullanmıştık. Tüm gün yürüdükten sonra kendinizi şımartabilirsiniz, biz oldukça keyif almıştık.
Royal Court Hotel, merkeze yürüyerek 30 dk mesafede. Isterseniz bu ulaşımı Wenceslas Meydanı vb tarihi yerler üzerinden, isterseniz de nehir kenarından yürüyerek sağlayabilirsiniz. Metro da diğer opsiyon; biz gece geç saatte kullandık sadece.
Diğer konaklama önerilerimiz:
Ibis Praha Mala Strana
Hermitage Hotel
Antik Hotel Old Town
Ibis Praha Old Town
Hotel Leonardo
Czech Inn
GEZİLECEKYERLER
(Listede ** ile işaretlediklerimiz bizim de görmediklerimiz)
Gezilecek yerleri sıralamayı kolaylaştırmak açısından bölge bölge bölmek iyi oluyor 🤗
Bölge 1 – Eski şehir
◽Eski şehir merkezi
◽Astronomik saat kulesi
◽St Nicholas Kilisesi
◽St James Bazilikası
◽Klementinum
◽Church of Our Lady Before Tyn
◽Yahudi Müzesi
◽Yahudi Mezarlığı
◽Sinagoglar
◽Head of Kafka
◽Dans Eden Bina
◽Powder Tower ve Belediye Binası
◽Wenceslas Meydanı
◽Charles Köprüsü
Bölge 1’in ilgi çekici müzeleri:
◽Apple Müzesi – Doğuşundan bugüne Apple ve tüm detayları. (Güncelleme: 2020 Covid salgını zamanı kapatılıp bir daha açılmamıştır.)
◽Komünizm Müzesi ** – Komünizm rejiminin olduğu döneme ilgisi olanlar için listeye alınmalı.
◽Museum of Senses **– İstanbul’daki İllüzyon Müzesinin bir benzeri.
◽Seks Makineleri Müzesi – Adeta ufuk genişleten, zihin açan bir müze😅 “Seks Ölçer” koltuğu ile de dikkat çekiyor.
◽Işkence Aletleri Müzesi**– Tarih boyu kullanılan işkence aletlerini ve kullanım şekillerini bal mumu heykeller ile göreceğiniz bir müze. Benzeri Brugge’de de mevcut.
◽Illüzyon Sanatları Müzesi **– İstanbul’daki İllüzyon Müzesine benzemekle birlikte, yanılsamaları resim ve sanat üzerinden yaratıyor.
◽Strahov Kütüphanesi ** (Içinin etkileyiciliği hakkında o zaman bilgimiz olsaydı mutlaka listeye alırdık.)
Bölge 3 – Yeni Sehir
◽Vysehrad **(Efsanelere göre Çek prenslerinin eski yaşam alanı imiş. Şehrin güzel manzaralarından birini sunuyor.)
Yakındaki ilgi çekici noktalar
◽Terezin – Prag’a 1 saat uzaklıkta, 2. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Yahudileri tutmak için yaptıkları toplama kampının bulunduğu kasaba ve askeri kale. Geçmişin izlerini kasabanın sessizliğinde bile görebiliyorsunuz.
◽Karlovy Vary ** – Prag’a 2 saat uzaklıkta bir kaplıca şehri. Ayrıca rengarenk binaları ve mimarisi ile ön plana çıkıyor.
◽Cesky Krumlov ** – Prag’a 2.5 saat uzaklıkta bir ortaçağ şehri. Nehrin hemen yanıbaşındaki tepede yer alan kalesi ile dikkat çekiyor.
◽Kutna Hora ** – Prag’a 1.5 saat uzaklıkta bir maden şehri. Gümüş vb maden ocaklarını gezebileceğiniz gibi, iç dizaynında insan kemikleri kullanılmış olan Sedlec’in İskelet Kilisesi’ni de görebilirsiniz.
Biz 2 gidişimizde de farklı rotalar çizdik, o yüzden en makul nasıl gezilebilirden bahsetmek istiyoruz 💬
Öncelikle bölgeleri günlere ayırmak daha mantıklı, böylece çok dağılmadan kompakt bir şekilde gezebilirsiniz. İkinci bir nokta, çevreden seçim yapacaksanız önceliği Terezin’e ve Kutna Hora’ya vermek daha iyi olabilir. Cesky Krumlov ve Karlovy Vary mini Prag gibi duruyor. Ama gün sayınız çoksa neden olmasınlar 😉
Saat olarak erken gidişli ve geç dönüşlü bir tatil yapacağınızı varsayarsak;
1.bölge için 1 gün ayırmak doya doya gezmenizi sağlar. Genelde Yahudi Müzesi ve Mezarlığı için çılgın bir kuyruk oluyor. Müzeleri gezmek de zaman alacağı için, bir saat başına da Astronomik Saat Kulesinde denk gelmek için 1 gündüzü bu bölgeye ayırabilirsiniz.
Bizim tercihimiz Apple Müzesi (2019 giriş ücreti yetişkin 9 Euro) ve Seks Makineleri Müzesi (2019 giriş ücreti yetişkin 250 CZK – 18 yaş sınırı mevcut) olmuştu. Ikisi de en az birer saat alıyor. İkisinin de iyi seçim olduğunu düşünmekteyiz 👍 Aynı günün akşamını ise Petrin’de geçirmek iyi bir seçenek. Prag’ın ışıl ışıl gece manzarasını çok güzel görebileceğiniz bir nokta Petrin Gözetleme Kulesi (2019 yetişkin giriş ücreti 150 CZK). Petrin tepesine yürüyerek de füniküler ile de çıkılıyor. Gece manzara dışında çevreyi göremiyorsunuz çünkü park karanlık; bu nedenle füniküler (ücretli) mantıklı. Parkı ve çevreyi de görmek isterseniz gün batımı gibi yürüyerek de Petrin tepesine çıkabilirsiniz. Tramvay 9, 12, 15 ve 22 sizi Petrin’e en yakın durak olan Ujezd’e götürüyor.
Diğer gününüzü 2.bölge için ayırabilirsiniz ve gezmeye Kale’den başlayabilirsiniz. Kaleye çıkmak için bir gidişimizde toplu taşımayı kullandık, birinde de yürüdük. Yürüyüş yorucu da olsa Letna üzerinden yaptığınızda çok zevkli ve manzaralı oluyor. Dolayısıyla önerimiz kaleye yürüyerek ulaşmanız. Belli bölümlere girmediğiniz sürece kale sınırları içinde dolaşmak ücretsiz. Onun dışında tam tur yapmak isterseniz 350 CZK (2019 yetişkin giriş ücreti). Prag Kalesini gezerken Golden Lane isimli bir bölge göreceksiniz; burası kale sınırları içinde renkli evlerin olduğu ve Kafka’nın yaşadığı evin de bulunduğu sokak. Burası da turlara dahil ve ücretli; ancak mevsime göre saat değişmekle birlikte ziyaret saati bitimi itibari ile Golden Lane’e giriş ücretsiz. Kale sınırlarını bitirdikçe çokça basamaklı bir merdiven ile Mala Strana’ya doğru inişe geçiyorsunuz. Burada beyaz boyalı, kırmızı çatılı evlerin arasından ilerleyerek gezmeyi ve Malostranska’daki St Nicholas Kilisesi’ne de çıkmayı ihmal etmeyin, şehrin kırmızı çatılı kısmının manzarası da aşırı tatlı çünkü 😍 Buradan aşağı nehir kenarına doğru inerek Lennon Wall ve Kafka Müzesi’ni de gezebilir, Prag’ın en dar sokağından geçebilir ve akşamı da Kampa civarında geçirebilirsiniz. Oldukça hareketli oluyor.
3. günü de 3. bölge ve şehir dışı için ayırabilirsiniz.Biz şehir dışı olarak Terezin’i seçmiştik. İkimizin de ikinci dünya savaşı dönemine ilgisi var. Enes yakın zamanda da Auschwitz’i gezmiş ve çok etkilenmişti; hal böyle olunca rotamız Terezin oldu. Florenc veya Holesovice’den otobüs ile Terezin’e varabilirsiniz. Otobüsten park alanında inip biletinizi alarak gezmeye başlayabilirsiniz. Biz bireysel gezdik; turlar da mevcut. Girişte Türkçe de dahil olmak üzere kitapçıklar var. Toplama kampı bittikten sonra kasabayı ve Getto Müzesini gezebilirsiniz. Ölenlerin bir kısmının küllerinin durduğu bir alan (Columbarium) ve yeşillikler arasında kalmış yarım bir tren yolu da şehir içinde gözünüze çarpacak. Terezin’in merkezi de inanılmaz sakin; dışarıdaki insan sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Kasabanın tarihine ve halkın bundan etkilenişine bağlıyorlar sosyal hayatın durgunluğunu. Bu etkileyici turu tamamlamak minimum yarım gününüzü alacaktır. Tüm bölümleri gezmek 220 CZK (2019 yetişkin giriş ücreti).
🍀 Prag’a gün ortası gibi giderseniz konaklama yerinizin yakınını gezip, kabaca önemli yerlere gidişin keşfini yaparsanız kalan günlerde gezme hızınıza katkı sağlar.
🍀Şehirde vaktiniz kalırsa nehirde bisiklete binebilirsiniz. Palladium’a geçip alışveriş yapabilir ve hemen yakınındaki meydanda kurulan pazara göz atabilirsiniz.
🍀 Prag’ta büyük mağazaların bulunduğu asıl alışveriş caddesi de hemen eski şehir merkezinde, “Parizska Caddesi”.
🍀Charles Köprüsünden bol bol geçin, güneşi batırın, nehri izleyin, müzik dinleyin, ressamları gezin. Mala Strana tarafına da geçtiğinizde aşağı nehir kenarına inip kilidinizi asın, aşkınızı mühürleyin ve Prag’a yeniden gelmeyi dileyin!
🍀Prag’tan ne alınır diye düşünürseniz de alabileceklerinizin başında çılgın şekilli çikolatalar ve kuklalar geliyor.
🍀Çek Kronunu da Prag’a gittiğinizde Wenceslas tarafında almanız daha karlı bir alışveriş olmasını sağlayacak. Tek tek sorun mutlaka; Powder Tower’a çıkan yol üzerindekilerle bu alışverişi daha iyi rakamlara halledebilirsiniz ✔
YEME – İÇME
Bizim damak tadımıza göre çok harika bir mutfakları olmasa da bir gulaş yemeden, bir svickova tatmadan, trdelnik denemeden ve siyah bira içmeden dönmeyin 😇 Başka yerel tatları da var ancak bizim denemeyi tercih ettiklerimiz özellikle bunlar oldu.
Malostranska Beseda – Gulaş ve svickovayı burada yedik. En iyi gulaşı kesinlikle Budapeşte’de yedik ama buradaki de ona yakındı en azından. Svickova ise ekşimsi tatlımsı tadı olan sulu bir et yemeği. Bizim ağız tadımıza çok uymadı ama ekşi-tatlı aromaları bir arada sevenler için ilgi çekebilir 🙈 Siyah birayı da yine burada denedik. Başarılı 😎
Hotel At the Three Ostriches Restaurant – Oldukça lezzetli makarnalar yedik burada. Biraz loş ve antika bir ortamı var ama oldukça keyifli bir yemekti bizim için. Fiyat olarak da makuldu.
Fresco Vento – Favori pizzacımız. 2 gidişimizde de ilk yemek için adresimiz oldu 😍
Cacao Prague – Sandwich aşkına diyoruz. Bir de yaz sıcağında gittiyseniz limonata ❤.
Cafe Savoy – 1893 yılından beri hizmet veren Fransız tarzı bir cafe. Ortamı çok güzel; dekoru şık ve ışıltılı. Tatlıları da başarılı diyebiliriz ancak lezzetleri üzerine çok büyük hayaller kurulmamalı.
Sweet Candy Prague – Arada bizim gibi jelibon aşkınız tutuyorsa kendinizi gönül rahatlığıyla kaybedebilirsiniz.
Karlovy Lazne – Prag’ın aşırı ünlü ve kuyruğu asla bitmeyen gece kulübü. Her katında farklı bir eğlence farklı bir müzik türü vaat ediyor. Içerisinde bir de Ice Pub mevcut; 30 dk.da bir müşteriler değişiyor. Online rezervasyon yaparak gidebilirsiniz.
Trdelnik için ise köprünün Mala Strana ayağındakilerden ve eski şehir tarafındakilerden hem dondurmalı hem çikolatalı yedik. Seviyoruz, hem de çok seviyoruz😬😬
Prag gezimizle ilgili anlatacaklarımız şimdilik bu kadar. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere 🎈
Bu yazımızda size Avrupa’nın gerçek manada çikolata kokan şehrinden bahsedeceğiz 🍫
Mart ayında yaptığımız gezimizi aslında her mevsim ve kısa ya da uzun süreli yapmak mümkün. Sadece Brugge’e gidebileceğiniz gibi Brüksel – Brugge – Ghent turu da yapabilirsiniz.
ULAŞIM
Brugge’e ulaşım için en yakın havalimanı Brüksel’de bulunuyor. Uygun fiyatlı uçuşların olduğu Charlorie Havalimanı. Biletlerinizi aldıktan sonra “busradar” üzerinden de tüm otobüs ve tren biletlerinizi ayarlayabilirsiniz. Flibco ,Flixbus , Omio üzerinden de biletleri ayarlamak mümkün.Biz Charlorie Havalimanı’ndan Flibco ile Brugge’e geçtik. İstanbul-Brüksel arası uçuş 3 saat 30 dk sürüyor, Charlorie Havalimanı-Brugge arası otobüs de 2 saat 10 dk sürüyor direkt gidiş olursa. İkisi arasında bekleme payı olabilir. Biz 14.00 uçağı ile gitmiş 17.00 otobüsüne binmiştik.
Konaklamak için oldukça merkezi olan Ibis Budget Brugge Centrum Station ’ı tercih ettik. Flixbus’ın indirme noktasına yürüme mesafesinde; Brugge merkez tren istasyonunun yanı başında. Standart odası tercihimiz oldu. Biraz küçük-orta karar bir oda; TV yok ama 1 gececik yatmaya gittiğimiz için pek takılmadık. Temizlik, ilgi alaka, konum oldukça iyi. Kahvaltı tercih etmedik.
Çift kişilik odasında yer bulabilseydik tercihimiz Snuffle Hostel olacaktı. Konumu Brugge’un gezilecek alanlarının içinde, Enes Erasmus’a gittiğinde burada konaklamış ve çok sevmişti. Sonrasında arkadaşlarımıza önerdik, onlar da çok memnun kaldılar.
Diğer önerilerimiz:
St Christopher’s Inn The Bauhaus
Charlie Rockets
GEZİLECEK YERLER
📷 Markt meydanı – Brugge’ün tam merkezi. Çan kulesi (Belfort), bölge mahkemesi binası, rengarenk binaları ve cafeleri ile turunuzu başlatabileceğiniz nokta. Faytonlar ile gezilerin de başlangıç noktası.
📷Burg meydanı – Brugge’ün yönetim merkezi; Markt Meydanının hemen orada. Belediye binası, polis teşkilat binası, sanat müzesi ve Kutsal Kan Bazilikasına ev sahipliği yapıyor.
📷Kutsal Kan Bazilikası – 2 kilise bir arada. Oldukça değerli eserlere de ev sahipliği yapıyor.
📷Begijnhof – Brugge’ün açık ara en huzurlu yeri.
📷St.Jan Hastanesi – Günümüzde sağlık müzesi olarak kullanılan 800 yıllık bir hastane.
📷Yel değirmenleri (Sint-Janshuismolen) – 1770 yılında yapılan ve hala un üretiminde kullanılan tek değirmen.
📷Minnewaterpark (Lake of Love) – Minna ve Stromberg’ün aşk efsanesiyle anılan park ve göl. Brugge’ün en güzel yerlerinden.
📷 ***Çikolata müzesi + Kızartma müzesi + Bira müzesi – Markt yakınlarında ünlü lezzetlerin müzelerini bulabilirsiniz. Bizim gezi planımızda yoktu.
📷 ***Koningin Astridpark – Burası bir manastır bahçesi ancak manastır artık yok. Genelde çocuklu aileler için önerilen bir park. Bizim gezi planımızda yoktu.
📷 ***St.James’ Kilisesi – Gothic mimarinin 1240’ta yapılmış bir örneği. St. Jacob’s Church olarak da biliniyor. Bizim gezi planımızda yoktu.
📷Tüm sokakları – Gezin, her yerini gezin!
*** Daha fazla vakti olanlar için gezilmesini öneririz 😉
Küçücük bir şehir olması ve her yerin iç içe bulunması sayesinde tüm noktaları rahatlıkla gezebiliyorsunuz. Aralarda saklanmış güzel evler ve manzaralar için ise sokaklara bir dalıp çıkmak gerekiyor.
YEME – İÇME
Kriek Max içmeden, sokakta soslu patates yemeden ve midye-patates keyfi yapmadan dönmeyin mesela bizce 😎
🍴 House of Waffles: İlk waffle deneyimimizin oldukça lezzetli sonuçlandığı yer. Hemen Markt’a çıkan yol üzerinde.
🍴 Ginger Bread Cafe: Kahvaltı için tercihimiz oldu. Türk kahvaltısına oldukça yakın, çok tatlı ve lezzetli bir kahvaltı yapabilirsiniz.
🍴 Chez Albert: Brugge’ün en meşhurlarından. Meşhur olmanın da hakkını veriyor. Burada da yedikten sonra anlıyoruz ki bizim wafflelardan gerçekten farklı waffleları. Daha çıtır daha tatlı, ne bilelim bi güzel yani 🤩
🍴 EspressoBar: I Love Coffee – Kahve molasııı ❤
🍴 The Potato Bar: Midye, patates ve vişneli biranın ortak noktası. Patatesin üzerine istediğiniz malzeme ve sos ile siparişinizi verip keyifle yiyorsunuz.
🍴 Leonidas: En meşhur çikolatacıları.
🍴 Dumon: Çikolataları gerçekten çok lezzetli. Enes Erasmus’tan dönerken bana buradan almıştı çikolataları; hala tadı damağımdadır.
🍴 Stefs: Bizim bu gidişimizde denediğimiz çikolatacı. Galiba çikolatayı kötü yapan bir yer yok burada 😄
👫 Bizim gibi hafta sonu tatiline gideceklere bizimki gibi bir gezi planı önerebiliriz.
1. GÜN
İlk günümüz geç bir saatte başladı; otele varıp çıkmamız 19.30-20.00’i buldu. Hemen Markt Meydanına doğru yürüyüşe çıktık. Mevsim itibariyle biraz ıssız, biraz ıslak ama yine de güzeldi✨
Akşam yemeğimiz meşhur soslu patatesleri ve tabi ki waffle oldu 😉 Waffle’ı “House of Waffles”tan aldık. Oldukça iyi bir başlangıçtı. Sonrasında Markt meydanını turlayıp, nerelerde neler var diye bakıp alışveriş caddesi üzerinden otele döndük.
2. GÜN
Uzun bir gün olacağı için ilk işimiz güzel bir kahvaltı oldu. Ginger Bread Cafe’de içimize aşırı sinen kahvaltımızı yapıp hemen turlamaya başladık.
Yine ilk adres Markt Meydanı ve Belfort Tower oldu. Çan Kulesi (Belfort) Brugge’e kuşbakışı bakabileceğiniz nokta, bu keyif için 366 basamak çıkmak ve bir ücret ödemek gerekiyor. Belfort’tan çıktığınızda sizi at arabalı bir meydan, Brugge’un klasik mimari yapısı ve kalabalık karşılıyor.
Burg ise sıradaki meydanımız. Markt’ın kardeş meydanı gibi hemen yanıbaşında. Bu küçük meydanda Kutsal Kan Bazilikası ziyaret noktamız oldu. Küçük ama gösterişli. Gezmesi çok vakit almıyor; listeye alınmalı. Meydandaki kemerli yoldan geçerek gezintimize devam ettik. Yol üzerinde küçük dükkanlar, vitrinlerinde çeşit çeşit el işleri ve danteller var. Brugge’ün diğer meşhur parçaları.
Yürüyüşümüze Meestraad Köprüsü ile devam edip nehri boydan boya turladık. Meestraad Köprüsü kanal manzarasının en güzel olduğu noktalardan biri 📷 Fotoğraf kısmını halledip meşhur Quay of the Rosary’nin orada küçük başka bir fotoğraf molası verdik. Burası da Brugge’ün en çok fotoğraflanan noktalarından. Eskiden bir “tuz ticareti limanı” olan bu yer şimdi birçok tekne turunun başlangıç noktası. Hem sabah hem akşam fotoğraflama şansımız oldu. 2 nehrin birleştiği ve Brugge’ün klasik binalarını sıra sıra barındıran bu nokta fotoğraflamak için gerçekten uygun.
Rotamız Onze Lieve Vrouw (Our Lady Church) ve Sint-Jan Hastanesi. Sint-Janshospitaal 800 yıllık bir geçmişe sahip. Eski dönemlerde seyyahları, gezginleri ve fakirleri tedavi amacıyla kullanılmış. Bugün ise hastanenin bahçesinde turlayabilir ve içerisindeki sağlık müzesini, eczanesini, şapelini gezebilirsiniz. 2019 yılı fiyatı 12 Euro.
Buradan sonra da Enes’in beni en çok götürmek istediği yere Begijnhof’a doğru yürüyüşe çıktık. Stadsbestuur van Brugge ve Malpertuske’nin oradan geçip Zonnekemeers – Walplein – Wijngaardplein rotası üzerinden bir sürü tatlış dükkan eşliğinde kuğularla dolu bir parka ve oradan da Begijnhof’un girişi olan Sashuis’e vardık. Begijnhof bambaşka bir dünya. Brugge içinde huzurdan daha huzurlu bir bahçe, bembeyaz evler ve çiçekler, uzun uzun ağaçlar ile karşılıyor sizi burası. Begijnhof 1245 yılında “Beguin”lerin yani manastır dışında yaşamak isteyen bekar veya dul dindar kadınların/rahibelerin yaşam alanı olarak kurulmuş. Günümüzde artık beguin kalmamış olsa da St. Benedict Tarikatına bağlı kadınların yaşadığı bir alan burası. Dolayısıyla gezerken sessiz olunması gerekiyor, şehirde bulabileceğiniz en huzurlu yer olmasının sebebi de bu 💕 Alan içinde bir kilise, müze olarak beguin evlerinin bir örneği ve hediyelik eşya alabileceğiniz bir yer var.
Minnewaterpark hemen yanıbaşında isterseniz hemen oraya geçebilirsiniz, biz sona bırakmayı tercih ettik. Küçük bir ara öğün molası verip sokaklarda dolanmaya başladık. Espresso Lab’da kahve molası sonrası Kruispoort’a gittik. Buranın devamı sizi daha modern bir şehre bağlıyor. 2 defa yok edilen bu kapıdan 3.kez yapılan günümüze kalan🙈
Hemen yanında ise 3 adet değirmen var. Hollanda – Belçika gibi ülkelerin simgesi adeta değirmenler. Sint-Janshuismolen halen kullanılmakta olan. Diğerleri ise ona benzer inşa edilmiş ancak kullanılmıyor ve gezilemiyorlar. Buradaki fotoğraf molamızdan sonra sokaklarda kaybola kaybola merkeze yemeğe geçtik. En son Minnewaterpark’a yürüdük. Böylesi güzel manzaralı park da zor bulunur gerçekten, kendinden romantik bir oluşum 😍 Aşırı romantizm yüklenip Gent’e gidecek trenimize yetişmek üzere adımlarımızı hızlandırıyoruz.
Belçika’nın Gotik ve Romanesk mimarili şehri Gent. Burayı ziyaret ettiğinizde kendinizi bir orta çağ şehrinde hissedecek ve gezerken UNESCO Dünya Mirası listesindeki birkaç yapıya da denk geleceksiniz.
ULAŞIM
Gent, Scheldt ve Leie nehirlerinin birleştiği noktada doğan bir şehir. İsim temeli Keltçe’de “birleşme” anlamına gelen Ganda’dan geliyor.
Gent’e ister Brüksel havalimanından isterseniz de Brugge’den tren veya otobüs ile ulaşabilirsiniz. Gent-Sint-Pieters veya Gent-Dampoort ‘tan birini varış noktası olarak seçebilirsiniz. Dampoort merkeze daha yakın.
Bizim tercihimiz uygunluğu ve hızı açısından trenden ve Gent-Sint-Pieters‘ten yana oldu. Brugge Merkez Tren Gar’ından 30-35 dk sonunda Ghent Sint Pieters’e vardığınızda tramvay ile merkeze varmak mümkün. Hava güzel olunca merkeze yürüyerek gittik. Bu yürüyüş yaklaşık 25-30 dk sürüyor. Tramvay kullanacak olanlar için 1 ve 2 numaralı tramvaylar sizi merkeze götürecektir.
Konaklama için tercihimiz ise tam merkezdeki Ibıs Gent Centrum St Baafs Kathedraal oldu. Kahvaltı tercih etmedik, “standart çift kişilik” oda tipini seçtik. Yarım saatlik yürüyüşümüzün sonunda otelin yerinin aşırı güzelliği ve odamızın kocaman bir katedral ve UNESCO Dünya Mirası listesindeki çan kulesinin de bulunduğu meydan manzarası ile karşılaştık. Temizlik, ilgi alaka, konum, rahatlık, manzara hepsi yüksek puan alır.
Konaklama için tercih edebileceğiniz diğer yerler:
Hostel Uppelink
B&B Hotel Gent Centrum
Ibis budget Gent Centrum Dampoort
Novotel Gent Centrum
Hotel Flandria – Centrum
GEZİLECEK YERLER
📷 Gravensteen – Flandre’de hendek ve büyük oranda sağlam savunma sistemi bulunan günümüze kalmış tek ortaçağ kalesi.
📷 St. Bavo Katedrali – Gent’in eski bölge kilisesi. Romanesk mimariden gotik mimariye dönüştürülmüş değerli parçalar taşıyan bir katedral. Sadece Gent şenliklerinde tepeye çıkmak mümkün oluyor.
📷 Ghent Çan Kulesi – Adeta Gent’in kalbi ve UNESCO Dünya Mirası listesinde.
📷 St. Nicholas’ Kilisesi – Gent’in mimari yapısı ve özellikleriyle öne çıkan kilisesi.
📷 Stadshal / City Pavillion – Merkezde oldukça modern bir yapı olarak karşınıza çıkıyor. Marketlere, konserlere, dans gösterilerine ev sahipliği yapıyor.
📷 Achtersikkel – Ismi aristokrat Sickelen ailesinden gelmektedir. Günümüzde zaman zaman Müzik akademisinden gelen güzel müziklerin eşlik ettiği huzurlu ortam için görülmesi tercih ediliyor.
📷 Graslei ve Korenlei – Leie nehrinin bir tarafı Graslei bir tarafı Korenlei. Korenmarkt Graslei tarafında kalıyor. Birinden diğerine geçerken çok güzel bir manzara sizi bekliyor.
📷 Korenmarkt – Gent’in tarihi merkezi. Her şeyi bulabileceğiniz ana noktası. Yemek yerleri, barlar, cafeler, kitapçılar ve daha fazlası hep bu bölge ve yakınında.
📷 Vrijdagmarkt – 1863’e kadar idamlar için kullanılan bu meydan şimdi eğlenceler ve pazarlar için kullanılıyor.
📷 St. Michael’s Köprüsü – Gent’in en güzel manzarası için, Graslei’den Korenlei’ye kısa bir yolculuk için yolunuzu düşürün. Hemen yanındaki 11.yüzyıldan kalma ST. MICHAEL’S KİLİSESİ de oldukça etkileyici bir mimaride.
📷 ***Kasteel Van Ooidonk – 2 kez yağmalanmış ve yok edilmiş olmasına rağmen restorasyonlarla Rönesans tarzı mimaride bir kale olarak varlığını sürdürüyor. Roodenbeke Kontu ve ailesi tarafından hala kullanılmakta. Giriş ücretli. 2019 yılı fiyatları yetişkin 10 Euro, 12 yaşa kadar 3 Euro.
📷 ***Citadelpark – Avrupa’nın en büyük, en modern ve en eski parklarından biri. Birçok etkinliğe de ev sahipliği yapıyor.
📷 ***Holy Corner – Gent’in Begijnhofu. 3 farklı Beguin yaşam alanından merkeze en yakın olanı.
📷 ***St. Bavo’s Abbey – 1540 yılında, Gent ayaklanmasının intikamı amacıyla İmparator Charles V manastırın yıkılmasını emretmiş. Çevredeki köy de korunmamış. Bu acımasız karar (“Concessio Carolina”), güvenlik için manastırın yerine bir İspanyol kalesinin inşa edilmesini zorunlu kılmış.
📷 ***House of Alijn – Istanbuldaki oyuncak müzesine benzer bir konsept. Özellikle çocuklu aileler için önerilmiş.
*** Daha fazla vakti olanlar için gezilmesini öneririz 😉
YEME-İÇME
Mutfaklarında yüksek oranda Fransız esintileri oldupu söyleniyor. Çok kısa kaldığımız için bizim pek deneyimleme şansımız olmadı.
Şuan bulamasak da Pick Nick Pizzeria diye bir yerde güzel bir pizza yemiş ve Gent’in en küçük kafesi olan ‘t Galgenhuisje ‘de kahve içmiştik. Kalan her şey patisserie 😅
Araştırıp bulduklarımızdan ise şunlar aklımızda kaldı:
Souplounge
Bridge
‘t Vosken
Du Progres
Osteria Delicati
Gent’i 24 saat bile olmayan bir sürede gezdiğimiz için rotamızı özetleyelim istedik 🙋♀️🙋♂️
Minik bir şehir olduğu için neredeyse her yeri ilk geceden gördük 😅 Gece manzarasında en etkileyici olanlar tabi ki oda manzaramızı da oluşturan katedraller, çan kulesi ve gece turumuz sırasında gittiğimiz Gravensteen Kalesiydi.
Aynı akşam Stadshal’u da gördük ve mini bir konserle bizi karşıladı.
Stadshal ve Korenmarkt civarında sokaklar çeşit çeşit mekanlarla dolu. Bir ona bir ona bakarken zaman akıp geçiyor. Yemek ve kahve gibi aktiviteler için bakınmanız gereken alan da burası ama tabi ki erken saatte kapatan çok fazla yer var, aklınızda bulunsun.Ertesi günün sabahı çan sesleri ile uyanıp kahvaltı için kendimizi dışarı attık ama bir Avrupa klasiği olarak pazar erken saatte hiçbir yer açmıyor🙈 Vakit geçsin diye günlük turumuza başladık. St. Nicholas’ Kilisesi, çan kulesi ve St. Bavo Kathedrali sonrası Reep’e doğru yürüdük. Oradan Sint-Jacobskerk, Vrijdagmarkt , Graffiti Sokağı, Stadshal ve Korenmarkt rotasını izledik. Gördüğümüz her yapı birbirinden güzeldi. Özellikle gotik mimarilere her zaman hayran olmuşuzdur. Graffiti Sokağı ise olmazsa olmaz değil, çizimler fazlasıyla karışmış, birçok noktada karalama halini almış ne yazık ki.
Kilise-katedraller dahil beklediğimiz cafe-pastaneler de açılmadığından Korenlei tarafına geçmeye karar verdik Korenmarkt’a vardığımızda. St. Michael’s Köprüsüne geldik ve dört bir yanımız Gent mirasları ile doldu. Gravensteen, Eski Balık Pazarı, kilise ve katedrallerin kuleleri..Hepsini aynı anda görebileceğiniz tek nokta burası 📷 Veee dolanırken St. Michael’s Kilisesinin önündeki küçük pazar alanında seyyar bir manav, peynirci ve pastane bulduk. Pastaneden yiyeceklerimizi aldık ve Korenmarkt’a geçip kahvaltı kısmını da hallettik. Pastanede tatlılar tuzlular ekmekler hepsi birbirinden güzeldi 😋🤩
Gent’ten ayrılmadan önce marketten Belçika peynirimizi de alıp 2 numaralı tramvay ile dönüşe geçtik. Bilet makineleri meydanda mevcut, sadece bozuk para ile alabiliyorsunuz.
Brugge ve Gent’te geçirdiğimiz hafta sonunun böylece sonuna geldik. Brugge yazımıza da buraya tıklayarak göz atabilirsiniz.
Biraz da ana temamız olan müzik kısmından bahsederek devam edelim; gruplar büyükten küçüğe 10 numara. Sahneler çok iyi, ses sistemi oldukça kaliteli. Alan çok geniş olduğu için sahnelerin yanında ekranlar var, bu nedenle en uzağa bile sandalyenizi atıp rahatça konserleri izleyebiliyorsunuz.
Çok çeşitli sahneler var. Headlinerların yer aldığı Dan Panaitescu Ana Sahnesi, daha küçük ama tanınmış grupların yer aldığı Mastercard Stage, etnik kökenli müzik ve dans gruplarının yer aldığı Caravan Tent, dünyanın farklı yerlerinden daha yeni sanatçılara ayrılmış Europe Stage (ki geçen sene Ezhel’e yer verilmişti, bu sene ise aynı sahnede Ringo Jets izleyeceğiz) veya tüm gün müziğin çaldığı, insanların ise değişik ama güzel bir kafayla dans ettiği gecelerin parlayan yıldızı Colosseum’da ve daha nicelerinde kendinize bir yer bulabilirsiniz 🎉
İlk gittiğimiz gün açılışı ana sahnede Oscar and the Wolf ile yaptık. İlk Nilüfer Müzik Festivali’nde izlemiştik, Sziget performanslarını çok merak ediyorduk ve pişman etmediler. Lana Del Rey’i de İstanbul’da izleme şansımız olmuştu, bu sefer kalabalıktan daha uzakta sandalyelerimizi atıp, şarabımızı açıp dinleyerek tadını çıkardık. Devamında Arctic Monkeys’i dünya gözüyle görmek, Dua Lipa’yı o kadar yakından izleyip kendinden geçmek, Wonderwall’u Liam Galagher’dan canlı canlı dinleyip büyülenmek, Kygo ile çılgınca dans etmek vardı. Her şarkı, her dans, her şov iyi ki gelmişiz dedirtecek düzeydeydi. Aynı zamanda yepyeni gruplarla tanışma fırsatı da sundu Sziget bize, ve tribute gruplarının da gerçekleri kadar başarılı olabildiklerini gösterdi 🤩🤩🤩
Sziget’i tek başına bir müzik festivali olarak adlandırmak da haksızlık olur gibi. Bambaşka bir dünya içerisi..1 hafta boyunca hiç sıkılmadan birçok aktiviteyi aynı yerde yapmanıza imkan veren bir festival. Kahvaltınızı edip spor yapmaya gidebilirsiniz, günün farklı saatlerinde eğitmenlerle yoga yapabilirsiniz. Öğleden sonra konuşmalara katılabilir veya küçük sahnelerde konserleri dinleyebilirsiniz. Sahilde güneşlenebilirsiniz (Dipnot: Sahil kısmı biraz dar ve yüzme için sığ bir alan ayrılmış durumda, daha çok çimmek için kullanıyorsunuz ama ne olacak ki? Hayatınızda kaç kez Tuna Nehri’ne girme şansı yakalayacaksınız 😏😏 ). Yine sahilde ve çeşitli alanlarda workshoplara katılabilirsiniz. Sinemaya gidebilirsiniz. Hava kararmaya başladığında büyük sahnelerin de hareketlenmesiyle sağdan soldan bandolar karşınıza çıkacak, publarda eğlenceler ve bir yerlerde ateş gösterileri başlayacak, HAZIR OLUN! Dans gösterileri, dev bir sokak tiyatrosu, sirk eğlenceleri, lunapark da havanın serinlemesi ile aktif hale geliyor. Dev sokak tiyatrosunda uçarak gösteri yapan tiyatrocular ve izlediğimiz Compagnie Bilbobasso’nun Amor isimli gösterisi unutulmazdır bizim için (İzlemek için tıklayın).
İçeriyi keşfetmek ve sindirmek gerçekten de 6-7 gün istiyor. Daha az vaktiniz var ise farklı gün sayılarında biletlerde satılıyor ama dileriz ki tüm festival için vaktiniz olur 😇
Her konserinde, gösterisinde, lunaparkında, içinde bulunduğumuz her anda çok eğlendiğimiz ve iyi ki geldik dediğimiz keşke bizde de olsa dedirten bir festivaldi. Aynı zamanda Budapeşte’yi rahat rahat gezebilmek için güzel bir fırsat oldu bize. Budapeşte yazımız için de buraya tıklayabilirsiniz 😉
Son olarak dileriz ki gidecek ve gitmeyi düşünen herkese faydalı bir yazı dizini olmuştur. İyi eğlenceler!
Ulaşım ve Konaklama yazımız için buraya tıklayınız 🥰
Festival içerisinde kocaman ve oldukça çeşitli bir yemek alanı (vejetaryen ve glutensiz seçenekler dahil), ortak tuvalet ve duşlar, publar, oyun alanları, lunapark, sirk ve nehre girmenize imkan veren bir sahil var. İçerisi küçük bir kasaba gibi adeta 🌇
İçerideki harcamalarınız için Masterpass bilekliğiniz oluyor. Telefonunuzdaki uygulamadan bilekliğinize yükleme yapıyorsunuz. Kasadaki okuyucuya bilekliğinizi yaklaştırarak kolayca ödemenizi gerçekleştiriyorsunuz. Yöntemin böyle hızlı olması nedeniyle hiçbir standda kolay kolay sıra oluşmuyor 👍
İçeride en temel besinlerin fiyatları 5-10 euro arası değişiyordu gittiğimiz sene (2018). Çok lezzetli pizzalar ve hamburgerler yediğimizi, bizim pişiye benzeyen “Langos”larını çok sevdiğimizi belirtebiliriz. Bir de tatlılar 😍
Langosh 🙂
Su satın almanız şart değil, çeşmeden doldurabiliyorsunuz. Sadece kuyruk olmayan saatleri iyi tespit etmeniz lazım. Daha fazla yiyecek opsiyonu veya daha hesaplı bir yeme içme için festival alanı içindeki marketleri (Aldi vb) veya festival alanına 10 dk yürüme mesafesindeki Auchon’u kullanabilirsiniz. Bildiğiniz Carrefour 😄
Gün içinde saatlik bir ücret karşılığında cep telefonunuzu şarja bırakabiliyorsunuz. Konaklama biriminizde priz yoksa hem telefonu hem powerbanki bırakmak için iyi bir olanak 👍
Festival sürecinde H&M’de indirim yapılmıştı Szitizenler için 2018’de. Bilekliğimizi göstererek yaklaşık %20 indirimle alıyorduk her şeyi. Aynı zamanda 2-5-13 günlük CityPassler mevcuttu. Bunları alırsanız birçok ulaşım şekli, kaplıca, bot partileri vb ücretsiz ya da indirimli. Mesela biz meşhur Szechenyi Kaplıcaları’na tek seferlik ücretsiz girişten yararlanmıştık (Bu deneyime daha sonra “Budapeşte” yazımızda deyineceğiz). Passler sayesinde festival alanına ilk gidişi ve/veya alandan ayrılışı ücretsiz özel servisler ile sağlayabilirsiniz. Biz 5 günlük pass almış ve denk getirememiştik ama kaplıcayı kullanmıştık 🙈 Buarada belediye otobüsü ile de ücretsiz ulaşım imkanı vardı geçen sene. Yaniiii kampanyaları öğrenmeyi ve festival alanındaki Info Desk’i ziyaret etmeyi unutmayın demek istiyoruz 🤩
Buarada size bir Sziget pasaportu verecekler. İçinde sizin doldurup hatıra olarak saklamanıza el veren bir bilgiler kısmı ve festivale dahil aklınıza gelebilecek tüm detaylar var. Festival haritası, şehir bilgileri, konser ve etkinlik detayları, şehri gezmeniz ipuçları, araç kiralama önerileri ve daha niceleri. İçerdeki her şeyi kolaylaştırmak ve güzelleştimek için uğraşmışlar ❤
Yediklerini değil gördüklerini anlat diyorsanız buraya tıklayarak devam edebilirsiniz 😉
2 yıllık bir hayal sonunda geçen yaz nikah tarihimiz dahil her şeyi ona göre ayarladığımız festival..
1993 yılından beri Budapeşte’nin Eski Buda Adası olarak da anılan Sziget adasında gerçekleşen festival her sene Ağustos ayında dünyanın her yanından insanları ve 1000’e yakın sanatçıyı ağırlıyor. 7 gece 8 gün süren festival size unutulmayacak konserler ve unutulmayacak bir tatil sunuyor.
Geçen yıl 7-14 Ağustos tarihlerinde yapıldı, bu sene 11-18 Ağustos 2019’da 27.si düzenlenecek. Biz de geçen seneki tahmini 595 bin katılımcıdan ikisiydik 🙂
Haydi başlayalım!
Ulaşım
Biz Prag – Viyana rotasından sonra gittiğimiz için Viyana’dan Budapeşte’ye FlixBus ile geçtik. Budapeşte’ye vardıktan sonra gitmeniz gereken yer Batthyany Ter. Kelenföld’den (otobüs terminali) 4 ve 2 numaralı metro hatlarını kullanmıştık ancak en kısa 19 numaralı tramvay ile geçilebiliyor. Batthyany Ter’e ulaştığınızda H5 nolu tren ile Filatorigat’a gidip 10 dk.lık bir yürüyüş sonunda Sziget adasına varıyorsunuz. Başka bir alternatif de botla geçişti, başka bir gün kullandık oldukça keyifli bir yolculuk oluyor ve festival alanına yürüyüş mesafesi daha kısa. Yıllar içinde ulaşım alternatiflerinde değişimler olabilir, son kontrolleri yapmayı unutmayın 😊
Adaya vardığınızda sizi karşılayan rengarenk “hoşgeldiniz” bayrakları arasından girişe ulaşıyorsunuz, bu bayraklar her dilde ve bizi en sonda Türkçe olan karşıladığında güne puanımız 10 üzerinden 10 olmuştu 😎
(Küçük bir not: Botla adaya geçerseniz bu yola denk gelmiyorsunuz adaya girerken.)
Diğer bilgilere geçmeden önce giderken yanınızda bulundurmanız halinde hayatınızı kurtaracak küçük detaylardan da bahsetmek isteriz :
– Kaplıcalar ve sahil için plaj malzemeleri
– Güneş kremi
– Powerbank (şarj için her zaman uygunluk olmayabilir)
– İnce bir battaniye (geceleri serin oluyor)
– Yastık
– Taşınabilir ışık
– Kitap (gün içinde okumanıza el veren çok huzurlu köşeler mevcut)
Bilet İçeriği ve Konaklama
Festivale gelmek için ödenen giriş ücretine ortak alanda kendi çadırınızla konaklama dahil. Biraz özellikli bir alanda konaklamak isterseniz o bölgenin biletini de ayrıca almanız gerekiyor. Havuzlu bir VIP alanda, İtalyan kültürüne veya İspanyol kültürüne göre hizmet veren kamp alanlarında, glamping alanlarında veya karavanınızda bile konaklayabilirsiniz. Buarada çocuklu aileleri de unutmamış ve aile kamp alanı da ayrıca oluşturmuşlar.
Her kamp bölgesinde farklı konaklama opsiyonları da mevcut. Ahşap evler, boy boy ve çeşit çeşit hazır kurulmuş çadırlar..
Biz glamping opsiyonlarından PodPad kasabasındaki 2 kişilik standart PodPad’i seçmiştik. Burası rengarenk küçük evlerden ve Bellepad adında çadırlardan oluşuyor. Kapınızı açtığınızda karşı komşunuzla selamlaşarak güne başlıyor ve isterseniz evler ortasındaki tahta masalarda kahvaltı edebiliyor, yemek yiyebiliyor ve sohbet edebiliyorsunuz. Hatta güneşlenebiliyorsunuz ✨😉
Bizim seçtiğimiz PodPad sayesinde kapısı kitlenebilen özel bir evimiz vardı. İçerisinde yatak, eşya koymak için küçük raflar, priz ve loş bir ortam yaratan led ışıklandırma mevcut. Konaklama şeklimize özel ek ücret ödeyerek kamp sandalyesi ve masası aldık. Battaniye ve yastığımızı şehirden uygun fiyatlı olarak temin ettik. Farklı konaklama tiplerinde bu detaylar fiyata dahil olabiliyor, açıklamalar sizi yönlendirecek şekilde sitede oldukça detaylı olarak yazıyor. Tüm detaylar için tıklayınız .
En önemli noktalardan biri ise tuvalet ve duşlardı bizim için. Kalabalık, pis veya sayıca yetersiz olması durumu bizi hep düşündürür ancaaak bu konuda da Sziget yüz güldürüyor. PodPad alanı içerisinde ortak duş ve tuvaletler sayıca yeterli ve her an tertemiz 👌
Yerleştiysek yeme-içme vb detaylar için buraya tıklayarak devam edebilirsiniz 😍
Haziran’da yaptığımız Atina gezimizin temelinde Meteora gezimiz vardı. 3. günümüzü tamamen Meteora gezimize ayırdık. 10-14.yüzyılda inzivaya çekilen keşişlerin bu bölgede 20-24 manastır inşaa ettirdiği tahmin ediliyor, şuan 12 adet kalmış ve bunların 6sı kullanımda ve geziliyor. Doğası inanılmazzzz…UNESCO Dünya Mirasları Listesi’nde yerini alması tesadüf değil yani 🤩
Atina-Kalambaka arası gidiş-dönüş için seçebileceğiniz aktarmasız tek bir tren var, 07.20 Athens Railway Station’dan gidiş ve 17.15 Kalambaka tren istasyonundan dönüş. Kaldığınız konuma göre rome2rio veya google haritalar desteği alarak Athens Railway Station’a ulaşım alternatiflerini öğrenebilirsiniz.
Kalambaka’ya vardığımızda tepeye gitmek için 3 alternatifimiz vardı; 1 saatten fazla bir tırmanış, tur şirketleri ile anlaşmak, taksi.. Biz taksiyi seçip yürüyüşü dönüşe bıraktık ve hiç pişman olmadık. Taksi sizi tepeye 10 Euro’ya çıkarıyor, Ilıas’a denk gelirseniz çok keyifli bir yolculuk olacağını söyleyebiliriz 🙂
Ilias bizi en tepedeki büyük manastırda bıraktı, Holy Monastry of Great Meteora. Salı günleri kapalı olduğu için biz gezemedik. Sizin gezme şansınız olursa merdivenler gözünüzü korkutmasın, inip çıkması o kadar zorlamıyor.
Tepeden inerken Meteora’daki en büyük ikinci manastır olan Varlaam’a rotamızı çevirdik. İçerisinde Meteora ile ilgili bir müzesi var, Osmanlı’dan bir mektup da burada sizi karşılıyor. Sonrasında da inişimize devam ettik, iniş yeri olarak Kalambaka yerine Kastraki’yi seçtik, çünkü taksi ile giderken yanından geçtiğimizde evleri ve Meteora manzarası içimizde kaldı. Yol üstünde Rousanou Nunnery’ye çıktık ancak içine girmedik. Burası tüm fotoğraflarınızda arkada çıkan minik kayalığın üstündeki yer 🙂
En etkileyici olanlarının ilk ve ikinci manastır olduğunu düşündüğümüz ve yürüyerek dönmeyi hedeflediğimiz için biz tüm manastırları gezmedik ancak vaktiniz var ise o harika doğada biraz daha kaybolmak için hepsini gezmeyi tercih edebilirsiniz. Küçük bir hatırlatma; her manastırın giriş ücreti 3 Euro (2019). Merkeze inerken Kastraki’nin son noktasına yakın olan Boufidis Greek Tavern’de tavuk ızgara ve sarımsaklı cacıklarımızı yiyip yola devam ettik. Yürürken sık sık arkanıza dönüp manzarayı kontrol etmeyi ve yol üstündeki çeşmede serinlemeyi unutmayın. Kalambaka merkezdeki Cafe Zoomserie’de dondurma molası verip sonrasında trene yetiştik.
Unutulmayacak güzellikte manzaralarla ve aldığımız bol oksijenle doğaya doyarak şehre döndük. “Ölmeden önce görülmesi gereken yerler” listemizde bir yer daha silindi 🙂
Süresi dolmadan Belçika tatilimizden kalan vizemizi değerlendirmek istedik ve arayışa girdik. Birkaç kriterimiz vardı:
1- Yakın olmalıydı.
2- Çok fazla vaktimizi almamalıydı.
3- Bütçemizi çok zorlamamalıydı.
Sonuç komşumuza çıktı. Uçak biletimizi Skyscanner üzerinden giderek Aegean Airlines’tan aldık. 2 Haziran 16.00 gidiş ve 5 Haziran 19.00 dönüş olarak, İstanbul Havalimanından. Konaklama AIRBNB’yi kullandık. En büyük odak noktamız Meteora’ya gitmek olduğu için onun gününü netleştirip biletini TRAINOSE’den ayarladık, 100 Euro civarı tutmasını hesapladığımız biletler 58 Euro tuttu, sanıyoruz ki gidiş-dönüş aynı anda aldığınızda indirim yapıyorlar 😊
Hazırlıklar tamam olduğuna göre yola çıkabilirdik.
İstanbul Havalimanından 1,5 saatlik uçuşun sonunda Atina Eleftherios Venizelos Havalimanına vardık. Konaklama yerimiz Exarchia’da Tasos’un evi. Merkezden (Syntagma) yürüyerek 20 dk. Havalimanından merkeze gitmek için metro, yerel tren, otobüs veya KTEL servislerini kullanabilirsiniz. En uygunu otobüs (X95) olduğu için onu seçtik.
Akşam yemeği için Plaka bölgesindeydik. Kaldığımız evden yürüyerek 30 dk civarı.. Küçük bir tur atıp Yasemia isimli bir cafeye oturduk. Aynı sokak üzerinde sıralı cafe ve tavernalar var. Biz öneri üzerine gitmiştik, oldukça da memnun kaldık. Greek salad, Beetroot salad, sangria ve güzel hava..Ve gecenin sonu..
Gün sonu 22342 adım..
2. GÜN
Evin altındaki süpermarketten kahvaltılıkları alıp kahvaltımızı ettikten sonra o günü Atina’yı keşfe ayırdık.
İlk durağımız Arkeoloji Müzesi oldu. Gezimiz 2 saat sürdü. İçeride tarih içinden tarih çıkıyor. 5.yüzyıldan 16.-17.yüzyıla uzanan bir uygarlık gelişimi..Hayranlıkla her detayını inceleyeceğiniz heykeller bizim en çok vakit geçirdiğimiz bölüm oldu..Kısacası ilk durağımız oldukça büyük ve etkileyiciydi 🙂
Sonrasında Monastraki’ye doğru çıkarken Nancy’s Sweethome’da tatlı molası verdik, tercihlerimiz Nancy’s Sweethome cake ve Nest of wild cherries oldu. Kek tam bir efsane ancak tek başına yemek için ağır bir tatlı, denemeye değer..Diğeri ise biraz fazla şerbetli geldi, diğer seçeneklere yöneliniz!
Sıra güzel Monastraki meydanına geldi… Akropolis’e karşı bir fotoğraf, Hadrianus Kütüphanesi, Roma Agorası; Pantainos Kütüphanesi ve Akropolis tabelasını takip ederek yukarı tırmanış..Tam öğle vaktine denk geldiğimiz için Akropolis’i akşamüstüne bıraktık.
Rotayı National Gardens’a çevirdik, oturup bir nefes almak ve yeşilin tadını çıkarmak için mutlaka turlayın. Hemen çıkışında Panathenaic Stadium’a uğrayıp en son 2004 yılı olimpiyatlarına ev sahipliği yapmış bu yeri de görüp Zeus tapınağına ve Hadrian kemerine geçebilirsiniz. Biz bu rotanın tamamını gezerken gözlemledik, alanların içerisinde gezmedik ancak vaktiniz varsa ve özel ilgi alanınız ise stadyuma veya arkeolojik alana girmek ilginizi çekebilir.
Sıra tekrar Akropolis’e geldiğinde içerdeki hiçbir yönlendirme tabelasını es geçmeyin, doğu-batı kısmı gibi tabelalar var hepsi sizi manzaranın başka açılarına yönlendirecek, en tepede ise Atina’ya 360 derece bakacak ve doyamayacaksınız 😍
Gün sonunu tavernada getirdik, Plaka bölgesinde Eski Stamatopoulos Tavernası..Kesinlikle listeye yazın, ortamı çok güzel, arkada canlı çalan Yunan şarkıları ise keyfe keyif katıyor..Fiyatları da tl’ye çevirmezseniz makul 😁 1er bardak ouzo, greek salad, souvlaki ve kuzu tandır oldu tercihlerimiz. Souvlaki biraz standarttı ancak kuzu on numaraydı diyebiliriz.
Gün sonu 32636 adım..
3.GÜN
Bu günümüzü tamamen Meteora’ya ayırdık. Gezimizin detaylarına Meteora yazımızdan ulaşabilirsiniz 😊
Gün sonunda şehre vardığımızda Monastraki’ye gittik, gyros ve souvlaki arayışındayız. Avrupa’da domuz dışı et bulmak daha kolay ancak bizim gördüğümüz kadarıyla Yunanistan’da bu durum biraz daha farklı. İkimize de tek başına ağır gelen bir et olduğundan sadece domuz etinden yapılmış bir şeyi rahat yiyemiyoruz. Neyse ki Quick Pitta isimli mekan imdadımıza yetişti. Lezzeti ise bizimkiler dönere neden yoğurt koymuyor sorusunu düşündürtecek cinstendi 😍
Geceyi ise Six Dogs isimli saklı bir bahçede kokteyl (Flower Dance) ve İtalyan birası ile tamamladık. Romantik ve sakin olarak niteleyebiliceğimiz bu mekana da bir uğrayıp yorgunluk atın deriz.
Gün sonu 22446 adım..
4.GÜN
Veeee yüzme günü 😎 Kahvaltımızı evde yapıp, Exarchia’yı turlayıp, Berkin Elvan anıtına bakıp biraz gözlerimiz dolu dolu Glyfada tarafında Bolivar Beach’e yola çıktık. Yere karar verişimiz biraz zahmetli oldu. Atina yüzmeye çok elverişli değil bizim gözümüzde, klasik Yunanistan fotoğraflarındaki sahiller çünkü hayalimiz..Kum istiyoruz, mavi su istiyoruz, dalga istemiyoruz vs..Kendimize uygun 4 şıkka indirmiştik konuyu, ilki feribot ile Pireus’tan geçilen Agistri, ikincisi yaklaşık 45-50 dk toplu taşıma ile gidilen Vouliagmeni plajı, üçüncüsü yine aynı mesafedeki Vouliagmeni gölü ve dördüncüsü Glyfada plajlarıydı. Vakit kısıtlılığı, araba kiralamakla uğraşmama isteği ve ulaşım kolaylığı bizi Glyfada Kalamaki’deki Bolivar’a yöneltti. Syntagma’dan Tram 5 ile direk olarak gidebiliyorsunuz. Kalamaki’de inip 100 metre kadar yürüdüğünüzde keyif sizin 👍 Yaklaşık 35-40 dk civarı ulaşım süresi. Giriş 6 euro, şezlong + şemsiye 2 euro..Giriş ücreti zorunlu diğerleri değil..Tam beklentimizi karşılayan yeri bulduk keyfini çıkardık ve uçağımız için dönüşe geçtik. Yine X95 ile yaklaşık 1 saatlik yolculuk sonunda havalimanındaydık. Non-EU kısmı biz dönerken oldukça kalabalıktı bu nedenle özellikle yoğun sezonlarda kesin 2 saat önceden orada olmanızı öneririz..
Gün sonu 18002 adım + 45 dk yüzme..
Not 1: Ermou caddesi alışveriş yapmak isterseniz uygun, biz boydan boya bir kez yürüdük yolumuzun üstüne denk getirip. Not 2: Flea Market (Monastraki) vakit yaratıp gidemedik ama aklımız kaldı. Not 3: Atina’da çeşmelerden su içilebiliyor. Zaten her yerde de ikram ediliyor, su arama derdine çok girmeyin. Marketlerdeki suları da bizimkiler gibi, gazsız. Not 4: Atina’da gezilecek yerlerin çoğu ücretli ancak Athens City Pass ile bu yerlerin çoğuna daha uygun fiyata ve ekstra bir ücret ödemeden girebiliyorsunuz. Not 5: Biz Tasos’un ev sahipliğine bayıldık. Konakladığımız bölge Atina’nın genelinden biraz farklı kabul ediliyor, insan profili açısından karışık. Merkeze ise ne çok yakın ne de çok uzak. Evin rahatlığı, ev sahiplerinin ilgisi ve sıcaklığı size evinizde gibi hissettiriyor. Atina’da konaklama listenizde ilk sıralara koyabilirsiniz.
Diyetisyen Notu: Tüm tatil sonunda ortalama 3700 kalori harcamış oluyorsunuz, bu da normal bir beslenme düzeniyle gezinizi tamamladığınızda vereceğiniz 500-550 grama denk geliyor 😬